Mesai Saatleri : Pazar hariç, 09:30 - 19:30 arasıdır
  İletişim : 0 242 318 00 81 - 0 542 284 36 22

All Posts Tagged: eğitim

Oyun ve Çocuğun Gelişimindeki Yeri

Oyun çocuğun kendi dünyasını yaşadığı, zihinsel, fiziksel ve ruhsal gelişimini destekleyen kurguları sahnelediği, kendi terapisini gerçekleştirdiği deneyimlerdir. Oyun çocuğun ihtiyacıdır. Ünlü çocuk psikoloğu Piaget’e göre oyun, çocukların içinde yaşadıkları dünyayı adım adım deneyim ve etkileşimle öğrendikleri yaşamlardır.  “Çocuk oyun yoluyla birikmiş enerjisini toplumsal açıdan kabul edilen bir yolla boşaltma olanağı bulmaktadır. (H.Yavuzer, Anne-Baba ve Çocuk, sf.177).”

Oyun dendiğinde çocuk için “zevk” akla gelir. Çocuklar zevk odaklıdır. Çocuk için oyun,  zevk için, zevk almak için yerine getirilen etkinliklerin tamamıdır. Bu bir müzikle dans olabilir, bu bir drama içinde rol almak olabilir, bu bir arkadaşıyla aynı anda fakat farklı oyunlarla oynamak olabilir veya bu bir evcilik sahnesi olabilir…Oyunun temel işlevi çocuğun gerçek dünyadaki rollerini, toplumsal yerini belirlemek üzere bir oyun içinde provalandırmasıdır. Oyun bir çocuğun “hayat provasıdır”. Bu provalar,  gerçekleşen ve gerçekleşmesini arzuladığı tüm duygu ve düşüncelerinin deneyimini ortaya koyduğu performanslardır. Yaklaşık 11-12 yaşlarına kadar devam eder. Çocuklar soyut düzeye geçiş dönemine kadar oyun oynar.

Çocuk oyun yoluyla dünyayı tanır, toplumun kültürel değerlerini yansıttığı oyunlar sayesinde sosyalleşir. Çocuğun karmaşık dünyayı algılaması oyun yoluyladır. Dünyayı kendisi için anlaşılır kılmanın yegane yolu oyundur. Bu nedenle oyun oynarken çocuklara müdahele edilmemesi yerinde bir davranış olur. Kimi zaman çocukların oyununa eşlik eden anne babalar veya diğer yetişkinler, farkında olmadan çocuklarını oyun içinde yönlendirmeye çalışır. Oysa oyun kurucu çocuktur. Çocuk oyunda kendisinin istediği şekilde oynanmasını ister. Bu nedenle çocuğun bir yetişkini oyuna daveti aslında son derece özeldir. Oyuna davet edilen yetişkin çocuğun güven ve takdirini almış kişilerdir. Çocuklarıyla oyun oynayan anne baba veya yetişkinlerin bu noktaya dikkat etmesi yerinde olur.

“Çocuk oynarken tecrübe kazanır. Oyun, onun hayatının önemli bir parçasıdır. Nasıl yetişkinlerin kişilikleri hayatta edindikleri tecrübelerle gelişiyorsa, çocukların kişilikleri de kendilerinin ve başkalarının bulundukları oyunlarla gelişir. Kendilerini zenginleştirerek çocuklar, yavaş yavaş dışarıdaki gerçek dünyayı görebilme kapasitesini geliştirirler. Oyun, canlılık demek olan sürekli yaratıcılığın bir kanıtı olur (H. Yavuzer, Anne-Baba ve Çocuk, sf.178).”

Araştırmalar sağlıklı bir çocukluk dönemi için oyun oynamanın yararlarını ortaya koymuştur. Oyunun faydalarına baktığımızda;

  • Oyun çocuğa kendini tanıma fırsatı verir.
  • Motor becerilerini geliştirme imkanı bulur (top yakalama, tırmanma, atlama ve zıplama vb…).
  • Oyun yoluyla çocuk en derin duygu ve düşüncelerini ifade olanağı elde eder.
  • Empati kurma, değerlendirme, duygularını doğru ifade etme gibi temel sosyal davranış becerilerini hayata geçirmek üzere sürekli geliştirir.
  • Akranlarıyla ve/veya kendisinden küçük veya büyüklerle iyi geçinme, ilişki kurma ve geliştirme becerileri kazanır.
  • Konsantrasyon becerisi gelişir. Çünkü çocuk oyun esnasında tam odaklanır.
  • Farklı rollerin provaları ile toplumsal rolleri benimser.
  • Saldırganlık, hırçınlık vb. olumsuz duyguların törpülendiği alanlardır.
  • Çeşitli biçim ve boyutlardaki oyun malzemeleri ile oynayarak renk, boyut ve objelerin anlamını kavrar.

Oyun çocuğun yaratma ortamıdır. Oyun çocuk için bir terapidir. Bu sebeple çocuklara oyun imkanı mutlaka sunulmalı, engellenmemeli ve çocukların oyunları ailelerce desteklenmelidir.

 

Pedagog Ş. Nur Kurtuluş Kahyalar

 

 

facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
Read More

Yaratıcı Drama ve Çocuk Psikodraması

 

 

yaratıcı-drama1Yaratıcı Drama, çocuğun veya gencin bilinçli ve sistemli olarak sahip olduğu potansiyele göre kendini ifade etmesinde desteklenerek, yaşadıklarının farkında olmasını sağlayan ve hayal gücünü geliştiren bir yöntemdir. Yeni bakış açıları edinmek, yeni düşünce ve davranışlar geliştirerek yeni çözüm yolları üretebilmek esastır.
Yaratıcı Drama, aktif katılımlı bir eğitim yöntemidir ve yaparak, yaşayarak öğrenme ilkesine dayanır.
Çocuk ve genç Psikodraması ile de, drama yoluyla kendini ifade etme becerisini kazanma, kendine güven duyma ve sosyal güven geliştirme, ilişkilerde sağlıklı davranışlar geliştirme hedeflenir. Yaratıcılığı ve rol repertuarını zenginleştirir. Güçlüklerle başedebilmeyi öğrenme, korku ve kaygılarla başedebilmeyi öğrenme sağlanır. Konsantrasyonda artış ve çevresine karşı duyarlılık geliştirme becerileri desteklenir.
Çocuk ve Genç Psikodraması, aktif katılımlı bir eğitim yöntemidir ve yaparak, yaşayarak öğrenme ilkesine dayanır.

Ortak amaç, yapıcı eleştirel düşünmeyi öğrenme, olayları değerlendirmede sağlıklılık, grupla karar verme ve yeni çözümler üretme yeteneği kazandırmaktır. Buna bağlı olarak sosyal-duygusal gelişim, iyi geçinme ve birlikte çalışma, iletişim, karar verme, problem çözme, dil gelişimi, dinleme, empati becerilerinde artış sağlamak hedeflenir.
YANKI çocuk ve genç yaratıcı drama ve psikodrama eğitimleri, 4 yaştan itibaren başlamaktadır.
Eğitimlerde yaş gruplarımız; 4-6, 7-9, 10-12, 13-15 ve 15-17 yaş’tır.
Çalışmalar Cumartesi günleri gerçekleşmektedir.
Katılım ücreti kişi başı 40 TL’dir.
Ders Saatleri : Her yaş grubu için Yankı Çocuk ve Genç Psikolojik Danışmanlık Merkezi’ni aramanız ve sormanız uygundur.

facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
Read More

Yemek yeme

Çocukluk döneminde elde edilen temel alışkanlıklardan biri de yemek yemedir. Ne yazık ki bu temel alışkanlık, bazı hatalı tutum ve kaygılı yaklaşım nedeniyle çocukta bir inatlaşma ile başlayan yemek yememe problemine dönüşebilmektedir. Özellikle anneler çocuklarının aç kalma kaygısı ve endişesi ile baskıcı ve zorlayıcı davranışları nedeniyle durumun krize dönüşmesine sebep olabilmektedir. Bir süre için geçici olabilecek yemek yeme sorunu kalıcı bir probleme dönüştüğünde hem çocuk açısından hem de aile açısından kendini tekrarlayan çaresizlik hali yaşanabilmektedir.

öncelikle çocuğun yemek yemeye karşı direncinin dikkate alınmamasında fayda vardır. Bu geçici bir durumdur. Ancak annenin olmazsa olmaz, mutlaka yemek yenmeli tavrı direncin artmasına neden olur. Yemek yeme düzeni oluşturulmalı, günde üç öğün esas alınmalı, ara öğünlerden kaçınılmalıdır. Özellikle arada yenen abur cubur çocuğun iştahını kesmekle kalmaz, tat olarak daha cazip olduğu için ısrara neden olur. Kimi zaman da tek çeşit yemek yeme alışkanlığı örneğin sadece börek, köfte, makarna, pilav vb. yiyeceklerin çocuk tarafından talep edilmesi, ailenin de aman yeter ki yesin yaklaşımı durumun pekişmesine sebeplerdir.

Öğünlerinize her hafta yeni bir gıda ekleyin. Önce tadına bakmasını isteyin. Israrcı ve baskıcı olmayın. Kendi tercihine saygı göstermekte fayda vardır.

ekim-2012-bebek-4-resim-1Çocukta yemek yeme arzusunun oluşmasında etkili 3 önemli faktör; birincisi çocuğun yemek yediği yer, ikincisi yemek yediren kişinin tutumu ve üçüncüsü yemeğin kendisidir. Bu üç faktörün doğru yönlendirilmesi halinde yemek yeme davranışı çocuğa kazandırılmış olur. Bununla beraber ailenin yemek yeme tavrının çocuğa geçtiği unutulmamalıdır. Çocuklar her davranışı kopyaladıkları gibi bu konuda da taklit ederek öğrenirler ve davranışlarına şekil verirler.

Eğer;

  • Aile bireylerinden biri ya da bir kaçı aşırı seçici ve yanlış yeme alışkanlığına sahipse (abur cubur tüketimi vb…),
  • Yemek ortamı bir mücadelenin başlangıcı gibi değerlendiriliyorsa,
  • Ailenin yemek yeme disiplini yoksa,
  • Çocuğun yemek yememesi dünyanın sonu gibi algılanıyorsa,

Çocuğun bu durumu bir fırsat bilmesi ve inatlaşması kaçınılmazdır.

Kaygınızı kontrol altına alın. Çünkü kaygı bulaşır. Sizdeki kaygıyı çocuğunuz hisseder. Çocuğunuz kusma, ağzında yemek tutma davranışları gösteriyorsa size tepki gösteriyor demektir.

Çocuğa yemek yeme alışkanlığı kazandırmak için neler yapmalı veya yapmamalı?

  • Yemek yerken TV izletme alışkanlığı varsa bırakılmalı; çocuk yemek yerken yediği nesneye değil TV’daki bir görüntüye dikkat kesilir. Dolayısıyla yemek yeme işlevini öğrenemez. Bunun yerine yemek yedirirken yemekle ilgili veya çocuğun ilgilisini çeken bir hikaye anlatmak onunla sohbet etmek daha iyi sonuçlar verir.
  • Yemek yerken çocuğun sabit bir yerde olmasına, yemek yenen yerin belirli olmasına dikkat edin. Tıpkı uyku için yatağa yatılması gerektiği gibi, yıkanmak için banyoda bulunulması gerektiği gibi yemek için de sabit bir yemek alanının oluşturulması gereklidir.
  • Yemek yeme için bir süre verin. Yemeğin uzaması veya çok kısa tutulmamasına dikkat edin. Yemek yeme bir oyun yeri değildir, bunu çocuğunuza anlatın.
  • Çocuğunuz büyüdükçe birlikte yemeyi hazırlamaya dikkat edin. İlgisini çekmek işe yarar.
  • Öğünlerinize her hafta yeni bir gıda ekleyin. Önce tadına bakmasını isteyin. Israrcı ve baskıcı olmayın. Kendi tercihine saygı göstermekte fayda vardır.
  • Abur cubur besinleri yemek sonrası bir kabul olarak verebilirsiniz. Yemeği şartlı davranış olmaktan çıkarın. “Eğer yersen bunu yiyebilirsin” gibi şartlı yönlendirmeler yerine, “yemeğimizi yediğimizde üzerine tatlı olarak veya kendimizi iyi hissetmek için, kendimizi daha da sevmek için, kendimizi şımartmak için” diye cümleler kurmak daha yararlıdır.
  • Kaygınızı kontrol altına alın. Çünkü kaygı bulaşır. Sizdeki kaygıyı çocuğunuz hisseder. Çocuğunuz kusma, ağzında yemek tutma davranışları gösteriyorsa size tepki gösteriyor demektir.
  • Yemek bir cezalandırma yeri değildir. Yemeği ceza olarak kullanmayın. Bunu yemezsen şunu yiyemezsin demeyin. Çocuğun ilerideki yeme davranışını olumsuz etkiler.

Pedagog Nur KURTULUŞ KAHYALAR

facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
Read More

Okul demek…

okul-demekHer çocuğun Ilk yaşadığı okul heyecanı unutulmazdır. Büyüktür onlar için, kocaınandır, yenidir. Okulda başka çocuklar da olur, evde olmadığı kadar çok çeşit çeşit oyuncaklarla doludur okul. Hele birisi vardır ki hep onunla ilgilenir, sıcaklığını, sevgisini yaşar. Adının öğretmen olduğunu öğrenir. İlle de öğretmendir artık en geçerli ve doğru bilgiye sahip olan. Sözü dinlenir, kuralları, istekleri eve taşınır. Altında tek bir itici güç vardır, koca bir sevgidir bu. Alışverişi güçlü, içten bir ilişki doğar öğretmen öğrenci arasında.. Artık okul demek öğretmen demektir çocuk için, okul demek arkadaşlar demektir, okul demek aşçı teyzenin lezzetli yemekleridir, okul demek bahçede oyun oynamaktır, okul demek arabayı o gün okul bahçesinde süremediğinde evde anlatmaktır, okul demek akşam koşa koşa anne babanın kucağına atlamaktır… O kadar benimser çocuklar, zaman ilerledikçe okulu.

ÇOCUK İÇİN OKULUN ANLAMINI, ONA HİSSETTİRDİĞİ OLUMLU DUYGULARDAN ANLARIZ. HER NE KADAR EV KONFORUNU ARAMALARI TÜKENMESE DE TADINA VARDIKLARI ANDAN İTİBAREN OKUL SEVGİSİ DAİMDİR ONLAR İÇİN. BU NEDENLE OKULLARIN, ÇOCUKLARIN YAŞAMINDAKİ EN TEMEL DENEYİMLERDEN VE KAZANIMLARDAN BİRİ OLDUĞUNU UNUTMAMAK GEREKİR.

Biz Elele Anaokulu olarak, bu anlayış ve bilinçle hareket ediyoruz. Çoculdanmıza hatıralannda kalıcı ve zevkli deneyimler kazandımıayı önemsiyoruz. Oyun oynamaktan doyduldan, oynarken öğrendikleri, eğrenirken eğlendilderi her türlü faaliyette olumlu davranış izlerini ileriki yıllara taşımalarını hedefliyoruz. Biliyoruz ki, çocuklar temel merak dürtüsü ile doğar. Meraktan teşvik edilen çocuklar öğrenme hızlarını kaybetmezler. öğrenme, bir çocuğun yine en temel ihtiyaçlarındandır. Bir çocuğun ihtiyaçlarının doğru karşılanması yaşayacağı tatmin açısından önemlidir. Bu nedenle eğitim programımız çocukların öğrenme ihtiyaçlarını fark etmek ve doğru yönlendirmek üzerine kuruludur. Eğitimin ölçülebildiği tek durum davranışlardır. Biz çocuklarımızın alışkanlıklar ve davranışlarındaki gelişimleri takip ederek ailelerimizi bilgilendiriyonız. Yapıcı ve katılımlı uygulamalarla işbirliği içinde ailelerimizle hareket etme fırsatını yakalıyoruz. Bir eğitim kurumu olduğumuzu ve ıskalanmaması gereken bir dönemde çocukla­nmızla beraber uzun bir yolun ilk adımlarını attığımızı çok iyi biliyoruz.

facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
Read More

Evde Kim Anne Baba?

resim11987 yılında İstanbul Üniversitesi Pedagoji Bölümü’nü kazandığımda, çok mutlu olmuştum.
Çocuk psikolojisi çok özel bir alandı ve konu çocuk olunca herkesçe “akan suların durduğu” bir konuydu.
Çocuğun ihtiyaçları, çocuğun karakteri, istekleri ve ihtiyaçları, davranışları, gelişimi ile ilgili sanki çocuk tek başına bunları halledermiş algısına sahiptim.
Ta ki daha ilk gün, üç ayrı bölüm profesörünün aynı şeyi söyleyerek dikkatimizi çekmesine kadar…
Şöyle dediler “Arkadaşlar ilerleyen zamanda bu mesleği elinize aldığınızda, size sorunlu çocuğu olduğunu söyleyen bir aile çocukla 10 dakika zaman geçirin, anne baba ile 1 saat! Sorun hiçbir zaman çocuktan kaynaklanamaz”. Gerçekten yıllarla beraber örnek olaylar ve gözlemlerle desteklenen bu sözlerin haklılığı ile hep karşılaştım.  Aile ortamı, anne baba ilişki bitimi, tutumları, çocuktan doğdukları andan itibaren temel şekillendiricidir.

Farklı anne baba tutumları 5 ana başlıkla değerlendirilir.
1. Aşırı baskılı otoriter tutum
2. Aşırı hoşgörülü tutum – Çocuk odaklı aile
3. Dengesiz ve kararsız tutum
4. Aşırı koruyucu tutum
5. Güven verici ve hoşgörülü tutum
Özellikle son 10 yıl içinde en sık rastladığım aşırı hoşgörülü tutum-çocuk odaklı aile yapısı oldu.
Anne baba çocuk üçgeninde sağlıklı iletişim, sevgi ve saygıya dayalı ilişkiyle mümkündür.
Yaşamın ilk yıllarından itibaren her türlü ihtiyacının karşılanmasında buyruk niteliği taşıyan bir beklenti ile büyüyen çocuklar,
ileri yıllarda kural tanımayan, ilişkilerde zorlanan, her dediklerinin yapılmasını bekleyen bireylere dönüşür.
Anne babalar gerek kendi nedenleriyle (annenin çalışıyor olması, çalışmıyorsa çocuk ile nasıl zaman geçireceğini bilmeme, yeterli zaman ayıramama,
sık seyahat eden ebeveynler, boşanmış aile vb…)gerekse kayıtsız şartsız çocuğa hak tanımaları nedeniyle sıklıkla çaresizlik duyguları içinde uzmanlara başvurmaktadır.
Oysa ki yapılan hatalarla, çocuğun kararların sık değiştiği ortam içinde olması, abartılı sevgi gösterisi içinde büyüyor olması, hazırcılık anlayışı,
evdeki otoritenin çocuk olması, onun “doyumsuz” bir yetişkin olmasına zemin hazırlar.
Çocukların evde otorite olması, kural koyucu haline dönüşmesi, anne baba rolünün çocuk ile yer değişmesine neden olur.
Karar veren artık çocuktur; nereye gidileceğine, ne yeneceğine, ne giyileceğine, ne zaman uyunacağına, o karar verir.
Çocuklara boyun eğen tavırlar sergileyen anne babalar çocuklarının evdeki egemenliklerini kabul etmiş kişilerdir.
Bu yapıdaki ailelerde çocuklar anne babalarına hükmeder ve çok az saygı gösterir.
Bu sebeple, evde kim anne baba sorusunun cevabında anne baba “biz değiliz” diyorsa, aile çocuk odaklı bir yapıya sahip demektir.

resim2 Hatırlatmada fayda var ki, çocukların birincil ihtiyacı bir anne ve babadır.
Çocuklar onları ölçülü seven, saygı duyan, dinleyen, destekleyen, ilgilenen, örnek olan, istek ve ihtiyaçlarına duyarlı anne babalara ihtiyaç duyar.
Aşırı şımartılan çocuklar doyumsuz istekleriyle sınırları zorlar ve gerekli sınırı çizmeyen ve karar almayan anne babayı yönlendirmede başarı sağlar.
Çocuklar anne babayı örnek alır, sağlıklı kurulan ve geliştirilen iletişim çocuğun davranış kalıplarını oluşturma ve geliştirmede esastır.
Evde karar mekanizması dengesinin bozulmaması önemlidir. Lütfen sorun kendinize:Ailede kim anne baba?
Bu yazıyı okuyan, okuyabilen anne babaların nasıl bir çocuk yetiştirdikleri hakkında kendilerini tekrar değerlendirmelerini dilerim.

Pedagog Şemsi Nur Kurtuluş KAHYALAR

facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
Read More